Beşiktaş her geçen gün biraz daha değişiyor.

Belki henüz istenen seviyede gelişmiyor ancak, Ole şu kısa sürede bize aynı oyuncu grubu ile nasıl farklı sonuçlar alınır bunu gösteriyor. Peki bunu yaparken neyi daha farklı sergiliyor da bu takım farklı reaksiyonlar veriyor? Mesela kariyerinin düşüş trendine girmiş Mario’ya yeniden çevre kontrolünü mü öğretiyor? Tabii ki hayır… Gelin size Beşiktaş’ın saha içi değişimini anlatayım…

İlk geldiğinde basın toplantısında “kaleye en hızlı ve direkt nasıl giderim” bunu oynatmaya çalışacağım demişti Ole, Denedi de. Bilbao maçında hücumda 3’lü, savunmada ve hatta zaman zaman 5’liye dönen bir oyun anlayışı ile muazzam bir galibiyetle başladı. Ancak, Bilbao maçı ve içerideki Trabzon maçında Masuaku üzerinden kurguladığı oyun nasıl takımın ivmelenmesinde faydalı olduysa, şimdi de buna benzer senaryoları Mario ve Gedson özelinde deniyor. “Ole Ball”, Manu’da sürecinde Matic ve Pogba ile oynadığı oyunu, burada şu kadro ile Gedson ve Oxlade ile oynamaya çalışıyor. Eğer geldiğinde iddia edildiği gibi çift 6 ile oynamayı kafasına koysaydı, toplu ya da topsuz ağır olan Musrati’nin gidişine onay vermezdi. O bölgede kafasında kurguladığı oyun, özellikle son 2 maçtır karşılık buluyor. Ole, çift 6 değil, çift 8 ile topu kendisinde tutarak oyunu rakip yarı sahaya yığmak üzerine planlamalar yapıyor. Bunu yaparken de, Gedson ve Oxlade gibi 2 ismin topla ilişkilerinin sınırlı olması sebebi ile, Mario ve Rashica ikilisinden de sık sık alan ve kanat değiştirmesini isteyip, rakip beklerin topla oyuna katılmalarını ve kanat bindirmelerini engellemiş oluyor. Ole öncesi, hemen hemen her maçta topla ileri deplaselerine alıştığımız Gedson, artık eskisi gibi sahanın iki ayrı ceza yayında boş koşular atmıyor. Daha çok merkezi savunarak, Rafa’nın ön alanda daha özgür kalmasına yardımcı oluyor. Geriden oyun kuramayan 2 stopere sahip Beşiktaş’ın bu sorununu, kanat dinamizmini artık yitirmiş bir Oxlade ile derin oyun kurucu  çözmeye çalışıyor. Bu sayede hem Rafa daha özgür ve geriye gelmek zorunda kalmadan ileride sadece kendi işine bakıyor, hem de Gedson’un orta alandaki saha parselizasyonu ile rakip hücumlarını henüz başlamadan sonlandırıyor. Kısacası Ole, elindeki malzemeyi gayet efektif kullanıyor ve maksimum verim almayı başarıyor. Bu oyun ve anlayış sezonun geri kalanında yeterli olur mu? Bilemiyorum… Çünkü Beşiktaş’ın kadrosu hala yetesiz ve derin olmayan bir kadro. Bu sebeple sezonun geri kalanında Ole’ye sadece iyi oyun değil, futbol şansı ve mümkün oldukça eksik kalmayan bir kadro lazım. 

Gelelim başkanın maç sonu açıklamalarına… 

Baştan belirteyim, Serdal Adalı’nın konuşmasında belkide tek katılmadığım kısım, “Ben öyle çok konuşmayacağım. Konuştukça zarar verdiğimizi düşünüyorum.” Kısmıydı. Hayır başkan, mümkünse her maç sonrası çıkıp konuşmalısın ancak bunu yapmak için de Türk futbolunda hemen hemen her kuralın üzerinde tutulan şu altın kuralı unutmaman lazım. Kazanan her zaman haklıdır! Bu sebeple çok güçlü bir kadro kurup, sahada herkesi ezip geçen bir kadro kurmalısın. İşte o zaman masada da konuştuğunun bir anlamı, bir hükmü olur. Sen sahada güçlü olursan, masada da söz hakkın olur. Aksi halde sana, Beşiktaş’a son 2 sezondur çekilen muamele çekilir ve seni yok saymaya kalkarlar. Bakma şimdi Beşiktaş üzerinden güzelleme yapanlara! Son haftalara Beşiktaş ile kafa kafaya girdiklerinde göreceksin onların samimiyetini! Dolayısı ile, güçlü olmak ve sezonun en az 4’te 3’nde güçlü kalmak zorunda Beşiktaş. Aksi halde tüm bu iyi niyetli çabalar yarım kalır. Çok değil, 1 ay, 1 buçuk ay sonra camia yine anlamsızca bir seçim gündemine girecek. Bu sebeple o kaosun da tek çözümü sahada kazanmaktan geçiyor. Beşiktaş başarılı olursa oturduğunda dağıtamayacağı, onsuz kurulduğunda bir hükmü olmayan masaların imparatoru olmaya her zaman namzettir.