Şimdilerde bütün insanlık kaotik bir süreçten geçmektedir! İnsanoğlu bir yanda kendi yarattığı teknolojiyle büyülenirken, diğer yandan mutluluğunun bir yalan olduğunu görmektedir.

Bir yandan teknolojide akıl almaz gelişmeler olurken, diğer yanda savaşlar, açlık ve sefalet toplumlara inanılmaz acılar yaşatmaktadır.

Görülen o ki, bu tablodan her topluma ve her bireye kendi ölçeğinde pay düşmektedir!

İnsanoğlunun kendi eliyle yarattığı acılar artık herkese bir adım mesafededir.

Bu tablo, düşünen herkesi kaygılandırmakta ve insanlık adına bir arayış içine sokmuş bulunmaktadır.

Araştırmalar, gelinen bu noktanın insan eğitimiyle doğrudan ilgili olduğunu göstermektedir.

İnsanlık, yeniden kendine çekidüzen verecek bir insan eğitimini etkin kılmazsa daha kötü günlerin gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

 

İNSAN, ÜRETTİĞİ TEKNOLOJİYLE BÜYÜLENİRKEN…

20. Yüzyılın ortalarından itibaren hızlanarak gelişen teknoloji, toplumları derinden etkiliyor.

İnsan, her yenilikte nefesini tutarak kendi ürettikleri karşısında adeta büyüleniyor.

Sesten hızlı uçaklar, dev gemiler, denizleri kıskandıracak büyüklükteki barajlar, asma köprüler, gökdelenler, yapay zekâ, gelişmiş bilgisayarlar, çok fonksiyonlu telefonlar ve daha niceleri…

İnsanoğlu, ürettikleriyle büyülenip yenilerini düşlediği bu süreçte önemli bir gerçeği göz ardı ettiğini ve insanlık için hayati önemdeki pek çok değeri hırslarına kurban ettiğini anlıyor.

GERÇEK RESİM ÜRPERTİYOR!

Dünya 21. Yüzyıla baş döndürücü bu teknolojik zenginlikle girerken, insan, gecikmiş olarak öz varlığını hatırlıyor. Dönüp dikkatle kendine baktığında dehşetle ürperiyor. Onca varlığa inat, yaşama sevincinin tükendiğini, mutluluğunun şehir efsaneleri kadar yalan olduğunu görüyor.

Gün içinde deliler gibi oradan oraya koştururken, çevresiyle sürekli çatışıyor. Okuduğu onca kişisel destek kitabındaki “Aklını kullanırsan uçarsın!” türünden gaz vermelerin işine yaramadığını, uçmak(!) bir yana, adeta yerlerde süründüğünü fark ediyor! 

En iddialı kozmetiklerin yüzündeki solgunluğu gizleyemediğini, vitaminlerin bitkin bedenine can katamadığını, antidepresanların bunalımdaki ruhuna derman olamadığını yaşayarak öğreniyor!

Hazırladığı bunca kimyasalın kendisine hastalık olarak döndüğünü ölürken anlıyor!

Ürettiği silahların kan ve göz yaşlarıyla acıya dönüştüğünü dehşetle izliyor!

Zenginle yoksul arasında yarattığı uçurumun bir utanç tablosu olduğunu hatırlıyor!

NEREDE HATA YAPILDI?

Bir süreden beri düşünürler, insanoğlunun bu derin çıkmazını sorguluyor.

Düşünen herkes, insan adına nerede hata yapıldığını öğrenmeye çalışıyor.

Süreçle ilgili her etken tek tek irdeleniyor. Öğretim programları, okullar, öğretmenler, aileler, teknoloji, ne varsa, her biri kuvvetli şüpheyle gözlem altına alınıyor. Çeşitli anketler, geniş araştırmalar, kapsamlı analizler yapılıyor.

Araştırmalar sonuçlandıkça yoğun sis yavaş yavaş dağılıyor. Gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıkınca, durumun sanılandan daha vahim olduğu görülüyor.

Analiz sonuçları, toplumların, dünyadaki büyük değişime zihinsel olarak hazırlıksız yakalandığını, insanın böylesine kapsamlı değişimi yönetecek zekâya sahip olmakla birlikte, zihin atölyesinin bu değişimi doğru yönetecek donanıma ulaşamadığı anlaşılıyor.

Bunun sonucu olarak da bütün toplumlarda derin bir çözülme ve çürüme yaşanıyor. Hemen her toplum bu türbülanstan kendi ölçeğinde etkileniyor. Ve zihin atölyesi daha donanımlı, değerleri daha evrensel olanların sarsıldığı, zayıf olanların ise iflah olmayacak derecede savrulduğu ibretle tespit ediliyor.

VE YENİDEN BAŞA DÖNÜLÜYOR

Yaşananlar yorumlandığında, planlı insan eğitiminde akıl, vicdan ve evrensel ahlak değerlerinin göz ardı edildiği anlaşılıyor.

Bu anlamda insanlık adına ürpertici bir uyarı yapılıyor:

İnsan eğitimi bilim ışığında akıl, vicdan ve evrensel ahlak değerleriyle yeniden yapılandırılmadığı takdirde insan mutluluğunun başka bahara kalacağı vurgulanıyor.

Ve sonuç olarak açlık ve sefaletin inanılmaz boyutlara ulaşacağı, dünyanın yeniden yükselecek dinsel ve ırksal sapmalara sahne olacağı belirtiliyor. Bunun da öncelikle farklı etkin ve dinsel yapıdaki toplumlarda kaçınılmaz olarak iç savaşlara, kan ve gözyaşına neden olacağı hatırlatılıyor.

Not: Sonraki yazımız: “YENİDEN NASIL BİR EĞİTİM?”