Başarı; hak edene değerini vermek, ekip elemanlarını önemsemek, sadece kendini düşünmeyip "biz" bilinciyle hareket etmektir. Ani bir öfke ile onca emeği hiç edip menfaati olan kişileri öne çıkarmak değildir. Başarı aslında yaşam sanatını becerebilmek, dürüst olmak, asaletli davranmak, kırmadan, incitmeden, dökmeden omuzlara basıp sonra, bir tekme atmadan onurla ilerlemektir.
Başarı; aslında Sezar'ın hakkını Sezar'a verebilme yürekliliğidir.
Başarı; aslında sadakat gibidir bu sırra erenler başarının gerçek mutluluğunu yaşar.

*   *   *

Adam oturmuş düşünüyordu. Nerede yanlış yaptım. En yakını bütün gerçeği yüzüne bir tokat gibi yapıştırmıştı. Tüm hayatı artık anlamsızdı. Torununa baktı, hiçbir duygu parçası kalmamıştı içinde.
Kimseyi görmek istemiyordu, ne kızı, ne evi, ne oğlu kimse onun umurunda değildi.
Kendince başarılıydı. Üniversiteyi bitirmişti. Mesleğini yapamazsa da birçok dalda bir şeyler yapmaya çalışmış. Geçimini sağlamış, kimseye muhtaç olmamıştı. Öğretmendi; fakat turist rehberliğinden kuyumculuğa kadar hakkını vererek bazen o mesleğin inceliklerini öğrenerek bazen kaybederek bazen kazanarak geçirmiş sonradan yabancı memleketlere bile gitmiş, hayatı tanımıştı.
Şimdi biri ona hayatının ne kadar da sıradan olduğunu söylemişti.
Biri ona kendi doğrularını söylemişti kendi bakış açısıyla. Fakat kimseyi kendi ölçülerimizle değerlendiremezdik. Diye düşündü.
Koca bir hayatı bomboş olamazdı.
Bunalıma girdi adam. Kendini odalara kapattı. Kimseyi duymak istemiyor, kimseyle konuşmak istemiyordu. Hayatı artık anlamsızdı.
Sonra düşündü. Allah kusursuzdu. Hangi insan olursa olsun aslında o Allah’ın bir lütfuydu. Bizi öfkeye, kızgınlığa, aşağılamaya yönelten aslında kendi eksikliğimizin yansıması veya kendi içimizde hissettiğimiz üstü örtülü eksikliğimiz, gizli duygularımızdır.
Ya da menfaatlerin çatıştığı yerde kızgınlıkla karşılıklı söylenen ve karşısındakini en acımasız şeklimizle yerden yere vurarak bir tür ispat etmedir kendimizi.
Çünkü biz istemedikçe ne kadar çok eleştirilsek de kendimizin ne olduğunu bildiğimiz için ondan etkilensek de sonra yaşantımıza sağlıklı bir şekilde devam etmeyi seçmek elimizdedir.
Günlerdir çıkamadığı odadan çıkmak için kapıyı açtı. Evden çıktı ve ormana doğru koştu, koştu. Yorulunca bir ağacın altına oturdu. Ağlıyordu, hıçkırırcasına…
Ben hiçbir şeye yaramıyorum. Ben bir hiçim. Oradan yaşlı bir amca çıktı. Nur yüzlüydü. Ona bakınca gözyaşları durdu. Dedi ki; kimseye muhtaç olmadan ailen için çalıştın mı?
Evet.
Yaradan sana bir eş verdi. Sağlıklı çocuklar verdi, doğru mu?
Evet.
Sana bir servet verdi.
Hayır vermedi, dedi adam.
Bedenine bak dedi. Her bir uzvun bir servettir.
İrkildi.
Üzerinden bütün zehiri, acıyı toprağa akıttı.
Teşekkür ederim. Dedi.
Yüzünde buruk bir gülümseme oturdu.
Eve gitme vakti, akşam çaya beklerim, dedi.
Adam kuş oldu, uçtu sanki..
Huzur ise evrene yayıldı, ilk kez.

*   *   *

Onun için ne olursanız olun. Önce adam olun. Adam olmuşsanız demek ki, sıkıntı yok. Çünkü o senelerce insanca yaşadı. Kimsenin kalbini kırmadı, kimseye kötü bir söz söyleyip incitmedi. Sadece hayat mücadelesi verdi.
Bilmem bu hikâyeyi bilmeyen var mıdır?
Adam oğluna hep sen adam olamazsın dermiş, oğlu da ileride göreceksin nasıl bir adam olduğu mu sana göstereceğim, der, babasına.
Aradan yıllar geçer delikanlı okur ve bir ile vali olur ve vali olduğu gün yardımcısına emir verir babasının ismini vererek; git falan köyde bir adam var onu alın getirin der.
Emir –demiri keser misali valinin yardımcısı Valinin babasını apar topar alıp getirirler, babasının içeri girmesiyle oğlu babasına baba; “bana adam olamazsın diyordun bak ben vali oldum” der.
“Oğlum ben sana vali olmazsın demedim ki, adam olamazsın dedim adam olsaydın babanı ayağına getirmezdin” der, oğluna..
Hayatta bazen acımasızca insan, insana, kardeş kardeşe kıyabiliyor. Aslında ne kadar boş olduğunu sizden önce de böyle kinleri, öfkeleri yaşayan ve mezarlıklarda halen ruhu azap içinde yatan kişileri düşünün.
Gökyüzüne bakın. Derin bir nefes alın. Yaşam güzeldir, kıymetini bil.